|
TÜRKÇESİ
VARKEN...
|
1. BÖLÜM
Özleştirme
Kılavuzu
TDK Ankara - 1978
|
|
2. BÖLÜM
Türkçesi Varken...
GÜNCEL

|
|
TÜRKÇESİ VARKEN...
Kimliğinin yansıması olan dilini kirletmekten utanmayanlara...
|
 |
Kendini bilmez,
duyarsız kişilerin, günden güne artan bilinçsiz ve sapkınca bir
yabancı dil hayranlığı içerisine düştüklerini görüyoruz. Oysa
onlar, bu davranış ve özenti ile başlayan aymazlıkla, dilimize
verdikleri zararın yanı sıra ne kadar acınası ve gülünç duruma
düştüklerinin ayırdında bile değiller. Kişilerin kendilerine
olan güvensizliklerinden ve eğitim aksaklıklarından kaynaklanan
bu özenti, dili günden güne kirletmekte ve yozlaştırmaktadır.
Hele bu tür kirliliğe neden olanların başında yer alan,
kendilerini "aydın" diye adlandıran kandilleri sönüp de
karanlıkta kalasıca bir kesim var ki onlara söyleyecek söz
bulamıyorum. Sözümün yokluğundan değil suskunluğum, aksine
çokluğundan. Cahilin bahanesi belli âliminki ne ola? Oysa
onlardan beklenen, örnek alınası kişiler olmaları değil midir?
Yabancı dile ve
yabancı dil öğrenmeye karşı olmak ne mümkün! En az kendi dilime
saygım kadar bütün dillere saygı duyarım. Ama yabancı dil
öğrenmek başka, yabancı dili kendi dilinle karıştırmak başkadır.
İşte işin özü de burada. Yerli yersiz ve genellikle yanlış
vurgulamalarla seslendirilen el dilinden devşirme sözcükler,
asıl kaynağına bile ters düşen yapılarda yozlaşarak dilimizde
yer edinmeye başlamıştır. Bu da yetmezmiş gibi Türkçe
söylemlerin arasına serpiştirilen bu asalak sözcüklerin sonuna
veya başına eklenen Türkçe ekler veya sözcüklerle “bellekmemory,
çekirdekshop, CARdesh (kardeş), pratick çözümler…” gibi
piçleşmiş yeni sözcükler oluşturulduğunu ve anlaşılmaz bir
çokbilmişlik edasıyla kullanıldığını görüyoruz. Böylesi
sözcükleri türetmeyi ve kullanmayı marifet belleyen ve içine
sindirebilen bu kişiliksiz kişilerin azınlıkta olmasına rağmen
cehaletin cesareti olsa gerek ki sesleri duyarlı
çoğunluğunkinden daha gür çıkmakta ve maalesef ne acıdır ki
baskın olmakta, kabul görmektedir. Bizler, dil konusunda duyarlı
olduğunu söyleyenler, genellikle bu azınlığın acınası
zavallılıklarını buruk bir tebessümle geçiştiririz. Aslında bu
tebessüm, söylemek isteyip de söyleyemediğimiz pek çok duygunun
basitçe dışa vurumudur. Pek çok şey söylemek isteyip de
söyle(ye)memek, "Bana ne, hangi birini düzelteyim, balık
baştan kokmuş." diye umursamaz bir tavırla olayı
geçiştirmek, kelimenin tam anlamıyla vurdumduymazlık değil
midir? Oysa olaya anında tepki göstermek, ilgiliyi uyarmak, her
ne pahasına olursa olsun dile özen gösterilmesi için çabalamak,
bu dil benim diyenlerin boynunun borcu değil midir? Susmak ve
olayı görmezden gelerek geçiştirmek en az dil bozguncuları kadar
dile zarar vermenin ve dil hainliğinin ta kendisi değildir de
nedir?
Asırlar boyunca
özenle kuşaktan kuşağa aktarılan, geçmişin izlerini taşıyan
değer yargılarımızla gururlanan bizler, "Gelecektekilerin de
geçmişleriyle gurur duyma hakları var, olmalı." diyerek aynı
değerler çerçevesinde bu emanetlere sahip çıkmak ve onlara
hıyanetlik etmeden geleceğe aktarmakla yükümlü değil miyiz? Eğer
onlara da onurlu bir geçmişin izlerini taşıma gururunu yaşatmak
istiyorsak, üstümüzdeki yükümlülük gereği emaneti gereğince ve
özenle korumak ve yaşatmak zorundayız. İşte bu nedenle üstünde
durmamız gereken en önemli nokta, bir toplumun kimlik ve kültür
birikimlerinin yansıması olan "dil"dir. Bir ulus, dilini
yitirdiği anda ne kadar derin köklere sahip olursa olsun; suya
hasret asırlık bir çınarın dökülen yaprakları, kuruyan dalları
gibi tüm değer yargılarını birer birer yitirmeye ve sonunda
kuruyup yok olmaya mahkûmdur. Bu gerçeği görmek, bilmek ve
dilimizi koruyup ona saygı duymak zorundayız. Bu doğrultuda
yapılması gerekenlerin başında, dili yabancı sözcüklerin
sinsice saldırısından koruma
gayreti yer almaktadır. Bu da özen isteyen bir konu olup
abartıya kaçılmadan ve yanılgıya düşülmeden bilinçli bir şekilde
yapılması gereken bir iştir. Amaç, birilerine kızıp, olayı
kişiselleştirip, siyasallaştırıp asırlar boyu bu dilde barınan,
dilde yerini almış ve artık bizim olan, bize hizmet eden, bu
ulusun kültüründe iz bırakan sözcüklerle cebelleşmek, onları
dışlamaya kalkışmak değil, yıkıcı güçlerin sinsi emelleri
doğrultusunda dilimize sokulan sözcüklere karşı verilen uğraş
olmalıdır. Bu uğraşın hedefi de önce “dur” demek, sonra kendi
içinde “sen-ben” demeden “biz” olup sorunlu ve tartışmalı
sözcüklerle ilgili çalışmalar yapmaktır.
Elbette zaman
içerisinde diller arası sözcük alış verişi olmuştur ve
olacaktır. Bu, dil olgusunun kaçınılmaz bir yaşam gerçeğidir.
Dil yaşadığı, var olduğu sürece kendini yenileyecek, yeni
türetmelerle zenginleşecektir. Ama bu yine kendi kök ve ekleri
ile gerçekleştirildiğinde ana dili tadında, güzel, anlamlı ve
bizim olacaktır. Dünyanın en işlek dillerinden biri olan
dilimizin kök ve ek zenginliği, anlam bulgusu tıpkı satranç
oyunundaki hamleler kadar sağlam kurallara ve sınırsız boyutlara
sahiptir. Kendiyle barışık olamadığı gibi diliyle de barışık
olamayan ve dilimizin zenginliğini görmezden gelenlerin,
çıktıkları kabuğu beğenmeyen küçümser tavırlarla dile dil
uzatmaları, onların zavallılıklarının, yetersizliklerinin ve en
önemlisi, aslını inkâr eden satılmışlıklarının göstergesidir.
Bunca laftan
sonra hâlâ "Boş ver dostum, bir sözcükten ne çıkar, bize bir
şey olmaz, bunları biliriz, biliriz de yine bildiğimizi okuruz."
diyecek kadar duyarsız kalabiliyor, yaşananları görüp de
görmezden gelebilecek kadar bakar kör olabiliyorsanız ne dense
azdır. Eğer hâlâ bu yaşadıklarımızın ayırdına varamıyorsanız
gerçekten sözün bittiği yerdesiniz demektir. Yalnız şunu
unutmayın: Bir sözcükten ne çıkar diye küçümsediğiniz o sözcüğün
dile olan etkisi tek başına belki bir fiske kadar bile olsa
zaman içerisinde artarak çekiç ve balyoz şiddetine erişecektir.
Bugün dilini kirletenlere göz yuman, meydanı onlara bırakanlar,
yayılımcı (emperyalist) güçlerin kültür balyozunun ağırlığını
tepelerinde hissetmeye başladıklarında iş işten geçmiş
olacaktır. İşte o zaman bağırıp çağırmanın hiçbir anlamı
olmayacaktır. Çünkü görüşlerinizi, duygularınızı yansıtmaya
çalıştığınız sözcükler tepenize inen o balyozun -bir zamanlar
küçümsediğiniz- küçük fiskeleri, siz de isteseniz de istemeseniz
de onların birer piyonu durumunda olacaksınız. İş işten
geçtikten sonra dövünmeler boşunadır. Rüzgârın önüne kattığı
bulut misali savrulmaktan ve dağılmaktan başka bir seçeneğiniz,
çıkış yolunuz kalmayacaktır.
Gelin sözün
bittiği yere gelmeden bu gidişe bir “dur” diyelim. Atlası
kirleten yabanın tozudur. Giysilerimizdeki tozu savururcasına,
kara bir bulut gibi dilimizin üstüne çöreklenen bu illeti de
savurmaya gayret gösterelim. Yılmak, yıkılmak demektir. Bu
toplumun bireyleri olarak yıkılmamak için sorumluluklarımızın
bilinciyle bir ilke etrafında birleşelim ve yılmadan, bıkmadan
üstümüze düşeni yapalım. Hedef, kuşaklar arası uçurumların
ortaya çıkmayacağı, herkesin anlayabileceği, duru ve temiz bir
dile sahip olmak ise bu ilkenin özü de şudur: Türkçesi varken
el diline ne gerek?
***
Belki bu çalışmamı sorgulayanlar,
eksiğini gediğini abartıyla eleştirmeye kalkışanlar olacaktır. Bu
nedenle bir Molla Kasım'ın ortaya çıkıp beni sıgaya çekmesine beklemektense
kendiliğimden bir açıklama yapmanın daha doğru olacağını düşündüm.
Kimileri oturup eleştirir, kimileri de elinden geldiğince, gücünün, ilminin yettiğince bir zerrecik de
olsa katkıda bulunma sevdasıyla çırpınır. Varın yerinizi siz belirleyin.
Emek bizden takdir sizden.
Türkçesi Varken adı altında
hazırladığım bu sayfalar 2 bölüm altında toplanmaktadır.
1. Bölüm, Özleştirme Kılavuzu:
TDK yayınlarından
(Ankara - 1978) olan eserin sanal ortam tıpkı
basımının yer aldığı bölüm.
bilindiği gibi Özleştirme
Kılavuzu (ÖK) TDK'nin örnek çalışmalarından, girişimlerinden biridir. Ne
yazık ki 1978
tarihli bu eser şimdi tozlu raflar arasında yerini almış, güncelliğini
yitirmiş daha doğrusu unutulmuştur. Sadece meslekî açıdan gereksinim
duyanların olmazsa olmazlarından biridir. Günahıyla sevabıyla kullanıma
sunulmuş olan bu eserin amacına ne derece ulaşıp ulaşamadığına, halkla ne
derece bütünleştiğine, dilimize olan katkısına sayfaları dolaşırken karar
vereceksiniz. Kararınızın ne olacağını tahmin edebiliyorum. Genel yargı
aynıdır. Buna rağmen yöntem tartışılsa da, girişimin güzelliği ve
yaratıcılığı, bir kurumun işini ciddiye alıp istediğinde neler
yapabileceğini sergilemesi açısından çok önemlidir. Bu vesileyle bu eserin
ortaya çıkışında değerli katkıları ve emekleri olan tüm Türk dili
gönül dostlarını saygıyla anıyor, dilimize verdikleri emeklerinden
dolayı sonsuz teşekkür ediyor, aramızdan ayrılanlar varsa Allah'tan herkese
ilmince rahmet vermesini diliyorum.
Öğrencilik yıllarımda
edindiğim bu eseri sizlerle paylaşmayı düşünmemin en önemli nedeni
YAZIŞMALIK bölümümüzdeki türetmelerle ilgi çalışmalar olmuştur. Genç
kuşağın bu eserden habersiz olmasını içime sindiremiyordum. Önlerinde örnek
bir eser olmasını diledim. Özellikle bunun bilgisunar (internet) ortamında
olması daha etkili olacaktı. Bu nedenle bu zor ama gerekli ve önemli
uğraşıya giriştim. En ufak bir hata bile affedilmezdi.. Bu nedenle
haftalar, aylar sürdü. Yapacağım küçük bir hatanın sorumluluğu altında
ezilmekten korkuyordum. Bütün bu düşünceler doğrultusunda titiz bir
çalışmayla özenli bir sayfa ortaya çıkarmaya çalıştım. Eğer bu çalışmamla dilimize
girecek tek bir el dili sözcüğüne "dur" diyebilirsek ne mutlu bize..
2. Bölüm, TÜRKÇESİ VARKEN...:
Bu bölüm
kendi önerilerimin,
dilimiz.com sayfaları
katılımcılarının kişisel çalışmaları, önerileri ve
derlemeleri sonucu
yazışmalıkta
elde edilen verilerin
ve TDK'nin güncel
önerilerinin sunulduğu bölümdür.
Dilimizi Koruyalım sayfalarının
Yazışmalık bölümündeki
sözcük türetme, el dili
sözcüklere karşılık bulma çalışmaları, dilimiz.com katılımcılarının
gayret ve destekleriyle dilimize katkıda bulunmak amacıyla çalışmalarını
sürdürmektedir. Gerek kişisel öneriler ve derlemeler, gerekse sormacalardan
elde edilen verilerle TDK'nin Dağarcığınıza Her Gün İki Söz adı
altında verdiği güncel sözcüklerin(1)
topluma iletilmesi, daha büyük kesimlerin bu çalışmalardan haberdar edilmesi
gerekiyordu. Bu doğrultuda ÖK paralelinde bu bölümü de gündeme
getirmenin yararlı olacağını düşündüm. Böylece anında karşılaştırma
olanağını da sunmuş olacaktım. Aynı zamanda önemli bir iş için ilk adım
olmasını istediğim bir girişimi de başlatmış olmayı amaçlıyordum. Umarım bu
çalışmalarımız yeni özleştirme kılavuzlarına kavuşmamızı sağlayacak
girişimlerin başlatılmasına ışık tutar. İleriki günlerde bu verilerin bir
kitap halinde sunulmasının dilimize etkin bir katkı sağlayacağına
inanıyorum.
Bu bölüm sizlerin önerileri
ve destekleriyle güçlenip gelişecektir. Birlik olup anında tepki göstererek
karşımıza çıkan el dili sözcüklerinin kısa sürede önünü kesebiliriz.
Yeter ki buna inanalım ve inandıralım. Yeni eklemelerle
güncellemeler devam edecektir. Herkesi dilimiz adına sen, ben değil
biz olmaya davet ediyorum.
BİRİMİZ HEPİMİZ, HEPİMİZ DİLİMİZ İÇİN.
DİLİMİZİ KORUYALIM,
ONA SAYGI DUYALIM.
Saygılarımla
Tahsin MELAN
www.dilimiz.com
***
1- Aslında bu sözcükler, TDK'nin 1995 tarih ve 631 numaralı
yayını olan YABANCI KELİMELERE KARŞILIKLAR başlığını taşıyan toplam
98 sayfalık küçük bir kitabında derli toplu verilmiştir. Buradaki sözcükler
genel olarak değişikliğe uğramamakla beraber bazen küçük yorum
farkları ve eklemelerle sıra ile sunulmaktadır.

|