***  "ŞiMDEN GiRÜ HiÇ KiMESNE KAPUDA VE DÎVÂNDA VE MECALİS VE SEYRÂNDA TÜRKÎ DİLİNDEN GAYRI DİL SÖYLEMEYE." ( Karamanoğlu Mehmet Bey   - 13 Mayıs 1277)  ***  "ÜLKESİNİ, İSTİKLÂLİNİ KORUMASINI BİLEN TÜRK MİLLETİ, DİLİNİ DE YABANCI DİLLERDEN KURTARMALIDIR."  (ATATüRK)  ***   

ANA SAYFA   TÜRK DİLİ   TÜRK EDEBİYATI   TÜRK TARİHİ   MAKALELER   YAZIŞMALIK   KİM KİMDİR   KONUK DEFTERİ   BAĞLANTILAR   İLETİŞİM

     www.dilimiz.com

TÜRKÇESİ VARKEN 

  

 Türkçesi  Varken / Giriş

 1. Bl. Özleştirme Kılavuzu

 2. Bl. Türkçesi  Varken

 1. Bölüm - ÖK DİZİN

 2. Bölüm -Tr.Var. DİZİN

 Bağlantılar

 

 

 

 

 

 

 

2. BÖLÜM

Türkçesi Varken...

GÜNCEL

   

 

 

          Yeni Sözcük Türetme Yolları *

...

          DİLİMİZİ KORUYALIM  ama bağnazca bir tutum sergileyerek değil. Dil, toplumun, halkın malıdır. Halka ters düşmek ikilem doğurur. Yanlış ama yaygın olan bir kullanımın önüne geçemezsiniz. Bunu zorlamaya çalışırsanız yapmanız gereken yeni düzenlemelerde de güven sağlayamazsınız. Dilimizde yaşayan, yaygın bir kullanım alanına sahip, yazımı ve söylemiyle artık bizden bir parça halini almış bu sözcükleri “yabancı kökenlidir” diye dışlayamazsınız. Yoksa siz dışlanırsınız. Bu durumda yapılması gereken şey o sözcüğe karşı Türkçe eş anlamlı bir sözcük türetmektir. Zaman içerisinde ana dilin verdiği tad, yabancı sözcüğü dışlayacak, o sözcüğü geri plana itecektir. Bunun gerçekleşmesi için olmazsa olmazların en başında, bilimsellik ve halkla bütünleşmek gelir. Halktan kopuk bir aydın kesim halkın diline ne derece gerçekçi anlamda tercüman olabilir. Masa başında kariyer yapmanın, politika üretmenin, bireysel kazanımlar dışında kime yararı olabilir. Dil, bireyselliğin aşılmasını gerektiren millî bir bütünlüğün temeli değil midir?  

 

          Bilim dünyasındaki hızlı gelişim ve buna paralel olarak gelen araç ve gereçlerin önüne set çekmenin mantığı olabilir mi? Elbette hayır. Ama bu ürünlerin, beraberinde gölge gibi sinsice ve acımasızca dilimize sokmaya çalıştıkları sözcükleri yanlarında getirmelerine de izin veremeyiz. Vermememiz gerekir. En kısa zamanda bunları adlandıracağımız sözcükleri gün ışığına çıkarmalıyız. Bir anlık gecikmenin bile vereceği zarar, çığa dönüşen kar zerreciğinden farklı olmayacaktır. Eğer başıboş bırakılıp "Bir sözcükten bir şey olmaz." düşüncesi arkasına gizlenerek avuntu içine girersek sadece ve sadece kendimizi kandırmış oluruz. Bu damlacıkların zamanla nelere mal olacağı; göl mü, yoksa sel mi olacağı, önünde nasıl durulacağı iyi hesaplanmalıdır.

 

          Sözcüklerin türetimi sırasında iki aşamalı yol izlenmek zorundadır. Bu iki aşamada bilimsellik ön planda olmalıdır.

 

            1- Meslekî açıdan inceleme: Kullanıma yeni giren ürünle ilgili uzman kişilerin bir araya gelerek yapacakları inceleme sonucu hangi kavramların ortaya çıkabileceğini belirlemeleri gerekmektedir.

 

            2- Dil açısından inceleme ve sonuçlandırma: Birinci aşamadaki uzman kişilerin elde ettikleri veriler, dil uzmanlarıyla bir araya gelinerek tartışmaya açılmalı ve sonuçta dilin yapısına uygun en güzel yapılar belirlenmelidir.  

          Bu iki aşama birbirini tamamlayan bir uygulama olmak zorundadır. Aşamalardan birinin işin dışında bırakılması, sonucun sağlıklı olmayacağı ve işin şansa bırakılacağı anlamına gelecektir. Burada da iş yine bireysellikten ziyade grup çalışmasına düşmektedir.  Ancak ve ancak bu şekilde dil kirliliğinin önüne geçilebilir. Ülkemizde de bu işlerin yürütülmesinden sorumlu olarak TDK ön plana çıkmaktadır.  Bu, yasalar gereği de böyledir. Ancak yasalar TDK’ye bu görevi verirken bize de  “Siz durun, bu sizin işiniz değil!” dememiştir. Dolayısıyla bir kenarda seyirci kalıp birilerinden medet umacağımıza, bu ulusun bireyleri olarak “boşvercilik” kınından sıyrılarak sorumluluk bilinciyle üstümüze düşeni yapmalı ve dilimize sahip çıkıp onu korumayı görev edinmeliyiz..

 

          Kendimizle barışık olmadığımız, başkalarının bizden üstün olduğu düşüncesinin ezikliğinden kurtulup dilimize, dinimize, kültürümüze sahip çıkamadığımız; "bananecilikle" yaklaşarak tarihimizi, onurlu geçmişimizi unutup gittikçe yozlaşan onursuz yarınlara yöneldiğimiz sürece boyunduruk boynumuzun borcudur.

 

          Gelecek kuşakların hâlâ gurur duyabilecekleri bir dilinin olmasını istiyor, Türk’e Türkçeden başka bir dil yakışmaz diyorsak, gelin kimliğimizin temel taşı olan dilimize karşı saygıda kusur etmeyelim ve kullanımında bizden beklediği özeni ondan esirgemeyelim. Konuya duyarsız kalanları da anında bilinçli ve etkin bir şekilde uyararak özen göstermelerini sağlayalım. Kısacası gelin, DİLİMİZİ KORUYALIM.

...

         Halka hitap etmeyen, halkın duygusunu yansıtmaktan aciz sözcüklerin hiçbir dilde barınamayacağı, hatta hiç kullanıma geçemeyeceği unutulmamalıdır. Dile kazandırılacak yeni sözcüklerin oluşturulma gayretleri sırasında bunun göz önünde tutulması başta gelen zorunluluklardan biridir. Dil bir kültür yansımasıysa kültür de yaşamın yansıması, göstergesidir. Dilimize sahip çıktığımız oranda geleceğimize, kültürümüze sahip çıkmış olacağımız bir gerçektir. Bu nedenle yeni sözcüklerin dilin kurallarına, duygu ve kültür anlayışımıza ters düşmemesi, çelişki yaratmaması gerekmektedir. Ancak o zaman dil zevkini tadarak konuşmanın, anlaşmanın güzelliğini yaşayabiliriz. Bu da dilde yama gibi sırıtan yabancı sözcüklerle değil, kendi söz dağarcığımızın ve dil kalıplarının değerlendirilmesiyle gerçekleşecektir. O halde TÜRKÇESİ VARKEN EL DİLİNE NE GEREK?

 

         Saygılarımla

 

           Tahsin MELAN

           dilimiz.com

 

        ***

 

        *DİLİMİZİ KORUYALIM (T. MELAN) adlı makaleden alıntıdır.